“ŞİDDETE MEYYALİM VALLAHİ DERTTEN”
Çekim hazırlıklarına 2006’nın başında start veren “Polis” filmi, Ekim ayı itibarı ile, yaklaşık 35 günlük çekim sürecinin ardından montaja girdi ve 16 Şubatta sinemalarda seyircisiyle buluşacak. Yönetmenliğini ve senaristliğini ‘şair’ Onur Ünlü’nün üstlendiği filmi bir an evvel izlemek için sabırsızlanıyorum. Ve hatta gizli bir kaynaktan öğrendiğim kadarıyla filmin galasına ünlü yönetmen Takeshi Kitano da katılacakmış. Ne hoş! Başrolleri iki ünlü isim paylaşıyor: Haluk Bilginer ve Özgü Namal. Filmin, internet sitesinden edindiğim kadarı ile konusu kısaca şöyle:
“Musa Rami (Haluk Bilginer) mesleğinin zirvesinde bir cinayet masası polisidir. Bugünlerde kafasını meşgul eden iki şey vardır. Birisi kendisinden kırk yaş küçük üniversite öğrencisi Funda’ya(Özgü Namal) olan aşkı, bir diğeri de ünlü mafya ailesi İzmitlilerin Rami ailesine yönelik bitmek bilmeyen tehditleri. Musa Rami iyi bir baba, iyi bir polis ve iyi bir aşıktır ve görünen o ki Musa Rami işi, aşkı ve ailesi arasında sıkışıp kalacaktır. Aynı günlerde aldığı bir haber ise Musa Rami’yi tamamen altüst eder.”
Filmi görmeden peşin bir ahkâm yürütmek niyetinde değilim. Lakin şahsen tanımasam da bir şair olarak Onur Ünlü’yü iyi biliyorum ve filmin fragmanını defaten seyrettim. En azından bu iki veri üzerinden kendimi filme hazır ettim. Fragman, dediğim gibi defalarca izlenebilecek bir fragman. Bu seneki film fragmanları arasında, “Takva” filminden sonra ikinci sırayı “Polis”e hiç tereddütsüz verebilirim. Fragmana şöyle bir dikkat kesilince(aksi hiç mümkün değil!), Ünlü’nün evvela renk ve mekân seçimleri hususunda fevkalade titizlik gösterdiği açık. Oyunculuk açısından bilhassa Haluk Bilginer’in tercih edilmesi, hemen her izlediğim sahneyi harikulade dolduran bu usta oyuncuya bir iltifat olmuş bence. Belki tuhaf buldunuz bu söylediğimi. Lakin Haluk Bilginer’i, Zeki Demirkubuz’un Masumiyet adlı filminden sonra iyi bir sinema filminde izleme şansı bulamadım. Benim öngörüm, “Polis” filmi ile etraflıca ele alınmış bir karakterin içerisine oturtulan Haluk Bilginer, belki de sinema içre kendisini özleten yanını bu filmle ustalıkla ifa edebilecektir. İşte tam da bu yüzden, Haluk Bilginer “Polis” filmine değil, film Haluk Bilginer’e bir iltifat olmuştur kanımca. Özgü Namal tercihi ise, yüzünü günden güne eskiten bir oyuncu olması hasebiyle filme düğümünü atacak bir hamle olmasa gerek. Namal’ın filme kendi seyircisini getirmesi açısından ele alırsak meseleyi, filmi biraz daha fazla kişi seyredecek diye düşünüyorum.
Fragmanı izlerken, ilk uzun metrajlı filmini çekiyor olan Onur Ünlü’nün teknik açıdan sinemaya hakim bir potansiyele sahip olduğunu düşündüm. Kamera hareketleri gayet muntazaman tesis edilmiş ve de bir ilk filme göre oldukça cüretkâr. Bilhassa hareketli sahnelerin farklı açılardan yakalanışı, o güzelim renklerin ve mekânların üzerine bindirilince ortaya en azından oldukça iyi bir fragman çıkmış. Ama bu filme yakıt olacak şeyin nedense “metin” olduğunu düşünüyorum ben. İzlenimim hikâyenin de kuvvetli olduğu yönünde. Filmin yukarıda alıntıladığım mottosundan da anlaşıldığı üzre, film oldukça iyi repliklere sahip. Haluk Bilginer’in ses rengiyle de daha bir güzelleşen metnin seyirciyi alaşağı edeceğini düşünüyorum. Bakın bu tavrımı nasıl mesnetli kıldığımı, daha filmi izlemeden izah etmeye çalışayım.
Onur Ünlü bir şair. Ama bildiğimiz şairlerden farklı, dili alt üst etmeye yeminli bir şair. Hala şiir yazıyor mu bilemem ama Sel Yayıncılıktan çıkan “Gidiyorum Bu” adlı kitabı, dile savaş açmış bir şairin muhteşem sayıklamalarıdır. Verili olan dilin canına nasıl okunacağının güzide bir ispatıdır “Gidiyorum Bu”. Hiç kimsenin yazdıklarına benzemeyen bir metin, şaşırtıcı, şok edici hatta! Burada Onur Ünlü’nün orijinalliğinden söz açmak istiyorum. Bir kere ortaya koyduğu yapıtın özgünlüğü ve kuvvetli biçemi söze konu . Ve buradan hareketle ortaya koyacağı sinema yapıtının da aynı ruh halinden neşet edeceğini düşünerek heyecanlanıyorum. Bana öyle geliyor ki “Polis” filmi, tıpkı “Gidiyorum Bu” adlı kitabı gibi diğer bütün filmlerden farklı olacak. Sinemada aynı cüreti gösterir mi bilemem ama dili yerinden ederken şairin dil ile rabıtasının ne denli kuvvetli olduğuna da kanaat getirmiştim. Eğer sinema için de aynı kuvvetli rabıta söz konusu ise, o zaman ortaya çıkacak olan yapıt için daha fazla heyecanlanıyorum.
Heyecanımı arttıran bir başka husus ise, kendi kuşağım itibarı ile, hem şair hem de yönetmen olan birinin filmini izleyecek olmam. Sakın filmi şairane bir biçimde ele almakla karıştırmayalım bunu. Şiirlerini beğenerek okuduğum iyi bir şairin, yönetmen koltuğundan nasıl ses vereceğinin merakı içerisindeyim o kadar. “Gidiyorum Bu” adlı kitabını kendi imkânları ile herhangi yayınevine ait olmaksızın sayılı olarak çoğaltıp dağıtan Onur Ünlü’nün film çektiğini ilk duyduğum zaman, filmin de aynı imkânsızlık içinden büyük bir ses arayacağını düşünmüştüm. Ama gördüğüm kadarı ile mesele hiç de o kadar basit değil. Bir kere güçlü bir prodüksiyon var gibi görünüyor. Bunu sadece filmin oyuncularına bakıp söylemiyorum, çekimlerin ve ses kalitesinin de buna işaret ettiği vaki. İmkânsızlık içerisinden yüksek bir ses verebilmek elbette kıymetli bir meziyet. Lakin böylesi bir imkânın içinden sesi katmerlemek de var!
Filmin internet sitesine de bir göz atmanızı öneririm: (www.polisfilmi.com). Web tasarımcısı Levent Aysan’ın eline sağlık, oldukça özgün bir site olmuş. Filmin mottosundan internet sitesine varana değin her şey orijinal bir film izleyeceğimiz yönünde. Sizi bilmem ama ben ilk intibaı çok önemserim. Beklenti hanemde filme dair şimdilik bir noksan yok. İyi, çok iyi bir film izleyeceğe benziyoruz. “Polis” filmi Türk sinemasına şimdiden hayırlı uğurlu olsun!
